3 Ekim 2011 Pazartesi

karar ver(ebilmek)mek

Hep savunduğum ve arkasında durduğum şey insanların kendi seçimlerini yaşadıkları ve iyi ya da kötü sonuçları kendilerinin seçtiklerinin bilincinde olarak bu durumu kabullenmeleridir.
Bir karar alırsın yoluna devam edersin. süreçte birçok sıkıntı ile karşılaşırsın, sonucunda kazanmak ya da kaybetmek değil bence asıl olan sürecin verdiği heyecandır. Aslında bu heyecanın insanı hayatta tutan tek gaye olduğunu düşünüyorum. İki sonucu olan bir sürece başlıyoruz. üçüncü bir seçenek yok. Bunu biliyoruz ve hayatımızı buna göre şekillendiriyoruz. Ancak iki sonuçtan birisine giderken süreçte yaşanan entrikalar, başarılar, yıkımlar hep bizim adımlarımız ve isteğimiz ile gerçekleşiyor. Bu da aslında sürece ne kadar değer verdiğimizi gösteriyor bir nevi.
Burada asıl soru bence sürecin yaşanıp bitmesinden sonra yaşananlar için olmalı. İlişkiler mesela, yaşanıp bitiyor sonrasında yeniden başlayabilmek ya da başlayamamak ya da başlarmış gibi yapıp kendini kandırmak. bir yerlerde takılıp kalmak ve uzaklaşamamak.
Bazen kendinle başbaşa kaldığında sogularsın kendini, herkesin bir terazisi olduğuna inanırım ki bu terazi en çok kendinle başbaşa kaldığında kusursuz çalışır. Düşündüğün şeyde bir kırgınlık bir yanlışlık ya da en azından sana hissettirdiği bir huzursuzluk varsa çözmelisin bunu ya da tamamen uzaklaşmalı kaçmalısın kendinden bile. Keşkeler yerine net çizgiler koyabilmeli ve yaptığın herşeyden ama gerçekten kendi değerlerini merkeze koyduğunda keyif alabilmelisin. Başkaları istiyor ya da bu kalıpta keyif almalıyım diye değil ama, sadece kendini merkeze koyduğunda olmalı bu.
İnsan en çok kendiyle başbaşa kaldığında keyif alabiliyor ve huzurlu olabiliyorsa gerçekten yaşıyor demektir.

12 Ağustos 2011 Cuma

tecrübe

Birşeyler birikyor hayatta toplamı tecrübe oluyor. Bir yol çiziyorsun kendine geçmişten gelenleri bir araya toplayıp kendince bir analiz yaparak.
Nereye gideceğini nasıl yapacağını hangi riskleri alacağını hep bu tecrübeler gösteriyor sana. Sonra birgün aslında tecrübelerinle hislerinin bir noktada birleşmediğini/birleşemediğini farkediyorsun. Adım atmak istiyorsun, duyguların bir tarafa tecrübelerin bir tarafa çekiyor seni. Hangi yolu seçmeliyim ikilemine düşüyorsun bu defa. Nereden gitmeli, hangisi daha doğru ya da doğru olan ne?
Sorgulama dönemin başlıyor bu defa, herşeyi sorguluyorsun mantıklı bir duygusallık yakalamaya çalışıyosun. Soru işaretleri çoğalıyor etrafında ve ilk çıkıştan kaçmak sorgulamamak istiyorsun, işte en büyük hatalar hep bu sapakta karşına çıkıyor. Hayattaki en büyük tecrübe denildiğinde hep bu sapakta/sapaklarda alınan kararların karşımıza çıkması da bu yüzden.
İnsan kendi devrimleriyle yaşar ancak çoğu zaman başkalarının devrimleri uğrunda yok olur.
Duygularınız ve mantığınızın bir noktada birleşeceği günler yaşamanız dileğiyle.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

tanımak üzerine

İlişkilerde yaşanan güven sıkıntısı geldi birden aklıma. Birilerini çok iyi tanıdığını sanırsın yıllar sonra yanılırsın. bazen de gerçekten çok iyi tanırsın sırf bu yüzden kaçarsın.
Galiba herşeyin başı tanımak ya da tanımaya çalışmak. Şunu farkediyorum ki karşındaki insanı ne kadar taırsan onun hakkında ne kadar çok şey bilirsen o kadar karmaşık hale geliyor herşey. Ne yapılabilir bilmiyorum ama bunun iki taraflı sorgulanmas gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.
İki kişiden birisi kendisini çok açık bir şekilde ifade ettiğinde o derece artıyor kaybetme riski. Herşeyde olduğu gibi burada da yine bireysel ve bencil oluyoruz galiba. Hep biz ne zarar görürüz ya da aman bana birşey olmasın mantığı alıp gidiyor ve çoğu zaman beraberinde çok fazla doğru insanı da götürüyor.
İşin diğer bir tarafı varki herşeyi çok açık bir şekilde ifade ettiğinde bir o kadar savunmasız kalabiliyorsun. Biraz stratejik birisi varsa karşında çok ince ve kritik bir noktadan vurabiliyor seni.
Bunun dozu nedir galiba bilemiyoruz ancak bu gidişle kendini doğru ve açık bir şekilde ifade edebilen insanların sayısı maalesef azalacak gibi. Maskelerimizi takıp dolaşacağız ve en iyi bildiğimiz ve en başarılı olduğumuz oyunları oynayacağız kendi oyun alanlarımızda.
Sonrasında yine birçok iyi dilekte ve doğru kişilerin karşımıza çıkması konusunda taleplerde bulunacağız ironik bir şekilde ama bu kadar maskenin olacağı bir yerde bunu istemek bunun peşinde koşmak bizi yine kaybetme yolunda ilerletecek.
Keyifli bir gün olması dileğiyle.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

iletişim üzerine

Hep olmayacak ve olmamasını istediğimiz şeyler uğruna savaş veririz ve sorgulamayız boşa geçen bu zamanları. Ne uğruna neden uğruna hayatımızın en değerli şeyini harcadığımızı bir an olsun sorgulamayız.
Çoğu zaman çok görürüz onu birileriyle paylaşmayı oysa olmayacak yerde o kadar bonkör davranıyoruz ki onu harcamak için. Tezatlıklarla dolu bir durum yani.
Çok geç farkediyoruz aslında çok kısa bir süre ya da sadece ilgili olduğumuzu gösterecek bir mimik ile neler kazanabileceğimizi. Sokağımızı temizleyen temizlik görevlisinden tutun da, sabah işe geldiğinizde iş arkadaşlarınıza günaydın demeye kadar ya da sıcak bir gülümseme ile onları karşılamaya kadar atladığımız o kadar detal var ki.
İlişki yönetimi adı altında yıllardır bize alatılan bir sürü terimi kaldırıp sadece bu iki örnekte olduğu gibi davranabilsek, çok küçük yaşlardan bu yana bize nasıl takılacağını çok iyi öğrettikleri maskelerimizi çıkarmayı bir öğrenebilsek aslında herşey çok daha farklı olacak. Ama bunu yapabilmek bile kendi çapında bir kurtuluş savaşı kazanmakla eş değer zorlukta maalesef yaşadığımız ortam ve durumda.
Herkes kendi yargılarının kendi doğrularının peşinde oysa yanlış bile olsa başka yaklaşımların bizleri ne kadar zenginleştirebileceğini bir türlü kabul edemiyoruz hep yargılıyoruz ancak sorgulamıyoruz.
Bu otobüste yer isteyen yaşlı teyzenin işin içi yüzünü bilmeden bir sürü hakaretler savurduğu sonrasında da yer istediği gencin aslında fiziksel engelli olduğunu farkettiği hikayeyi hatırlatıyor bana. Bazen saniyeler farklılaştırır ilişkileri iletişimi.
Bunu bilerek bunu isteyerek ve gerçekten severek yapabileceğimiz yarınların bir an önce gelmesi dileğiyle.